Doğu Türkistan Kazak Türkleri Liderlerinden Bir Portre: Hüseyin Teyci (1900-20.09.1963)

Tarih : 03/02/2015 09:02

Doğu Türkistan Kazak Türkleri Liderlerinden Bir Portre:

Hüseyin Teyci (1900-20.09.1963)

Ömer KUL*

Kazak Türk boyunun Orta düz içinde Nayman Bayjigit Manbet soyundandır, Karakerey Kabanbay Batır’ın (Bahadırın) yedinci göbeğindendir. Babası Alkenbay ve amcasının ismi Tölebay’dır. Babalarından yetim kaldıktan sonra zor hayat mücadelesi ile karşılaşır, çocuklarla beraber yaşayan babalarının kardeşi Başike (Küşük Ataları) 14 yaşta Tölebay, 12 yaşta Alkenbay’ı yanına alıp zor hayat şartlarını düzeltmek için çabalamakta idi. En sonunda Doğu Türkistan’ın Bogda Dağı eteğindeki Çoncu yöresindeki dayılarına götürmek için 1859 yılının sonbaharında Kazakistan’ın doğusundaki Tarbagatay’ın Anırakay yöresinden yaya yola çıkarlar. Bu gidecekleri yere ulaşabilmeleri için en azından 1500 km yol kat etmeleri gerekirdi zorlu günleri baştan savmak için yaya olarak ayaklarına kısrak derisinden Şarık, üstlerine vefatından önce annelerinin diktiği koyun postundan diktiği kürkleri giyerek yolculukta gerek kibrit taşı, mızrak, su kabı asarak ataları Başike’nin elinden Urumçi-Bogda istikametine doğru yola çıktılar.

Kaderin hayat cilveleri insanlara ne dersler verir. Tölebay, Alkenbay’ın beş göbek öncesi Karakerey Kabanbay Batır, Kazak (Kazakistan) Hanı Abılay Han’ın Başkomutanı olmuş. Kazakistan toprağını düşmandan korumuş 103 irili ufaklı savaşlarda yenilmeden zafer kazanan tarihlerin sayfasında destanlaşan kahramanın torunları yetim, yoksul, haksızlığa maruz kalıp yola çıkmaları büyük ibretleri göz önüne sermektedir. Ne oldum deme ne olacağım de sözleri akıla gelmektedir. Soğuk kış şartları Altaylarda çok soğuk geçer (-20/-30). Bu şartları göz önüne alan Ataları Başke Tölebay, Alkenbay’ı yarı aç yarı tok bazen karınlarını doyurmak için kişilerin hayvanlarına bakma hizmetlerinde bulunup yollarına devam etmişlerdir. Altayların engebeli dağ yollarında yırtılan çarıklarını yamayarak yollarına devam etmiştir. Ancak bir buçuk senede Çoncu Omaşan’daki dayılarına gelebilmişlerdir. Hayatta görmeyen dayıları yeğenlerine kavuşmanın sevincini bir arada yaşadılar. Dayılarıyla buluştuğu yer Urumçi’nin kuzey doğusunda 220 km’lik bir mesafede idi. Izdıraplı günler artık yavaş yavaş arkada kalmakta idi. O günleri unutup yeni hayata azimle başladılar. Çoncu şehrinde 16-14 yaşlarındaki iki kardeş birlikte odun getirip fırınlara satarak ve ilkbaharda düşük yapan koyun, keçinin kuzu-oğlak derilerini tuzla kurutup biriken derileri satmakla aynı zamanda pazara gelen kırsal kesimdeki Kazakların yardımına koşarak Çince tercüme işlerini yaparak gün geçtikçe tecrübe kazanan iki kardeş işlerini ilerleterek pazara gelen köylülerin alışveriş ve devlet dairelerindeki işlerinde tercümanlıkla yardımcı oluyorlar. İkisinin dürüst ve merhametle herkese hoşgörü ahlakları her yörede Alkenbay, Tölebay tanınmaya başladılar.

Sabrın sonu selamete erişip Doğu Türkistan Kazaklarının önde gelen (dört orunun büyüğü) Köktogay, Çingilde bulunan Tarı Teyci, Tölebay, Alkenbay’ı yanına getirtip halka yaptıkları insani sosyal hizmetlerinden dolayı ne kadar dışarıdan duysa da kendi gözüyle görüp engin tecrübe sınavından geçildikten sonra yanında kalmasını ve manevi evlatları olarak kabul eder. Yanında çalışmaları zaman geçtikçe yararlı olmasından Tarı Teyci Atayı memnun eder. Tölebay 19, Alkenbay 17 yaşlarına gelmişti. Ataları Tarı Teyci evlendirmek niyetinde bulunur. Altay’ın ileri gelen soylu ailelerinden (Çakabay Uruvu) İyis Aksakalın kızı Endigoy’la Tölebay’ı evlendirir. İyis Aksakalın oğlu Kayısbay Altay’ın en büyük pehlivanıdır. Şuanda dahi Kayısbay’ın 100 m’den kaldırıp getirip diktiği 565 kg ağırlığındaki taş Noriy yayla yolunda bulunmaktadır. Her zaman turistler ziyaret etmektedir. Alkenbay’ı da yine Altay’ın ileri gelen ailesi (Çakabay Uruvu) Nogaybay Avçı oğlu Ukırday’ın kızı Zagıypa ile evlendirir. Yetim yoksul günlerden Allah’ın hidayetinde her ikisinin 3 oğul 2 kızdan toplam 10 çocukları olur. Engin hayat tecrübesi gören Tölebay ve Alkenbay bütün çocuklarını iyi ahlaklı terbiyeli olmaları için 7 yaşından o yörenin seçkin hocalarından öğrenim yaptırır. 15 yaşlarına geldiklerinde beceri kabiliyetlerine göre hizmet görevi verirler. Atalar çocuklarının sınayıcısıdır. Halkının hayır duasının alan iki kardeşin mal mülkleri çoğaldığından onların başına kontrol edecek hizmetlere çocuklarını yönlendirir. Birlik beraberlikleri o kadar sımsıkı ki 10 çocukları da bir baba annenin evladı sayılıyordu. Büyük oğulları Rakımbay, Mukay ikisi kısrak deve sürülerinin bakıcılarını kontrol ederdi. Üçüncü oğlu Ebubekir gelen misafirleri karşılama onların herhangi işlerini atalarına intikal ettirme ve her gelen kişilerle hizmetler yapma işine bakardı. Dördüncü oğlu Akıman ve Kaben dayıları Kayısbay pehlivan gibi güçlü oluşlarından ikisi Kazak kültürünü teşkil eden pehlivanlık, at sporları üzerinde çok ileri hizmetleri ile yörelerin spor hizmetlerini ödüllerle devam ettirdiler. Beşinci oğlu Hüseyin’i Tölebay ata, cesaretli, kabiliyetliği diğer çocuklarında farklı oluşundan kendi yanında terbiyeleyip dini ve kültürel bilgilerle yetiştirirken daima yanına alarak toplantılara götürür. Olan bitenleri izletirdi, kısacası kendine varis olması ile halk hizmetlerinin kendisinden sonrası için yetiştirmekte idi. Hüseyin’in kabiliyeti bu göreve talip olacağını bilmekte idi. 11 yaşından 18 yaşına kadar 7 sene yanında staj eğitimi kazandırmış oldu. Tölebay Ata, 72 sene hayatının 42 senesini halk toplumuna hizmette bulunmuştur (1845-1917). Vefatından önce aile bireyi kardeşi Alkenbay’ı ve yakın akrabalarını toplayıp veda toplantısı yapmıştır:

“Ben artık ömrümün sonuna gelmekteyim. Hayatımın zor gününü iyi gününü gerçek dostların kimler olduğunu, iyi ve kötü günler arasından seçebildiğim 40 senemi Atam Tarı’nın, aksakallarının ve halkın içinde hizmetler gerçekleştirdim. Sizlere son sözüm olarak daima birlik beraberlikle yaşamayı hiç ihmal etmeyin. Doğruluktan ayrılmayınız. Biz iki yetim kardeş Altay’a 16-14 yaşında geldik. Bugün toplumumuza saygılı kişiler olduk. Çoluk çocuklarımız hepiniz birer aile oldunuz. Bütün alemi yaratan Allah’ın verdiği mal mülk nimetlere şükretmeliyiz. Bana olan haklarınızı helal ediniz. Başta aile çocuklarım, akrabalarım ve bütün dostlarım halkım… Sizlere ikinci diyeceğim benden sonra hepinize baş olup toplumumuzun sosyal hizmetlerine oğlum Hüseyin’i bırakıyorum. Onu dinleyin, hürmet edin. Edindiğim tecrübemle 10 sene eğitip öğrettim. Hizmette kusur etmez. Bazı eksiklerini tamamlamasına benim uzun yıllar danışmanım Kayrakbay Aksakal yol gösterir. Ona emanet ediyorum huzurlarınızda…” diye toplumla helalleşti.

Çok geçmeden 1917 senesi hakkın rahmetine kavuştu. Tölebay Ata hayatta iken Aktas vadisindeki çiftlik içinde her tarafı gözetleyebilen ikindi vakitleri namazı kıldıktan sonra ağıla dönecek kısrak, sığır, koyun sürülerini seyrederdi. “Bu tepenin karşı yamacı düzlüğü ben vefat edersem burada toprak nasip olsun” derdi. Akraba ve halkı tarafından bu vasiyeti yerine getirilip buraya defnedildi. Atamızın mezarı bugünlerde asri mezara dönüştü. Bir atasözünde şöyle söylenir: “Kulakla duyulan anılar gözle de görülür”.  1980 senesinden sonra Atam Tölebay’ın kabrini ziyaretimde kendi gözümle görerek hatim, dua niyazda bulundum. Bu hayatımın en mutlu anı olarak kalbimde yaşatmaktayım. Dedem Tölebay halkının sosyal hizmetlerini kırk küsur sene yerine getirdiği zaman hizmeti karşılığı halktan ve o hizmete talip eden büyükler tarafından hiçbir ücret almamış. Allah’ın nasibi ve toplumun hayır duasında sahip olduğu mal mülküne şükredip vakıfa adanan hizmet düşünceli çalışmıştır. O niyetine göre Allah kazançlarına bereket, aile bireyi akrabaların biriliği artmıştır. “İyilik yerde kalmaz, iman ateşte yanmaz” gerçek sözlerdir. Bu sözden yola çıkacak olursak dedemin yapmış olduğu halk hizmetleri bir asırlık zamanda bile unutulmamış kulaktan kulağa yaşlılar arasında destanlaşan Tölebay atamızın hayatının araştırılmasına vesile olmuştur. Urumçi’deki Kazak ziyalı yazarlarından Prof. Dr. Zaynolla Sanik tarafından 25 senelik araştırması ile 1999 senesinde Tarihi Sergelden romanı ile tekrar Tölebay atamız halkına ve biz torunlarına yeniden ufuk açmıştır. 2005 yılında da Kazakistan’da Tarihi Sergelden romanı yayınlanmıştır. Kısaca Hüseyin Teyci aile tanıtımını dile getirirken siz okuyucularıma kısa bilgi sunmuş oldum.

Hüseyin Teyci, 1900 yılı Altay’ın Sartogay, Ertis vadisinde dünyaya geldi. Ortadüz içinde Nayman boyunun, Menmet Karakerey, Beycigit soyundandır. Yedi yaşından itibaren Atası Tölebay, babası Alkenbay tarafından o dönemin seçkin hocaları tarafından bütün çocuklarını okuttu. Gelecekte hayata iyi yetişmeleri ve faydalı olmaları için ata-analar çocuklarının kabiliyet ve beceri yönlerini tespit edebildiklerinden oğullarının içinden, Hüseyin’i seçerek onun daha iyi yetişmesine bilhassa Tölebay atası kendi yanında 18 yaşına kadar halk hizmetleri yönünde teori, pratik yönlerinde yetiştirdi. Hüseyin’in kabiliyeti topluma yönelik his duyguları gün geçtikçe artmasından atası Tölebay çok memnundu. İleride kendi yerine halka hizmet edecek varisini hazırladığının kanaatinde idi. Ata Tölebay, Altay Kazak toplumunun ileri gelen ve bulunduğu Boğda bölgesinin kuzey ve doğusunda bulunan Noriy, Çoncu, Cemsarı, Fukan, Kabtık ve Barköl yörelerinde bulunan halka hizmetleri ile nam salmış saygılı şahsiyetlerden biridir. 1918’den itibaren atası Tölebay’ın hizmetine başladı. Doğuda Barköl, Bisan, Noriy, Çoncu, Cemsarı, Boğda ve Tanrı Dağlarının (Tianşan’ın) kuzey kısmındaki yerleşen Kazak toplumuna sosyal hizmetleri o dönemin şartlarına göre hizmetleri yapmada başarılı olmuştur. Altay’ın geniş yerleşim bölgelerinde halka hizmetleriyle tanınan beraber arkadaşları vardı. Sultanşerif Zuvkaoğlu, Elishan Eliboğlu, Hazma Yahyaoğlu, Kusman Sabırbay, Mukadıl, Ayembet, Nurgaliy gibi. Ayrıca devlet kademesinde Alen, Kadıvan, Şaribkan Töre, Irıskan, Abay, Abev, Burhan Şahidi, Canımhan, Osman, Mukaş, Bayciyen, Zarıb, Türkistan gibi büyüklere 1920-1938 yılları arasındaki hizmetleriyle toplum içerisinde saygın kişiliğini kazanmıştır. 1933 yılında Urumçi’nin Biyangu turistik yaylasında resmi toplantı yapılarak memleket yararına başarılı hizmette bulunan kişilere kademe kademe derece unvanı verilmiştir. Bu toplantıda Alkenbay oğlu Hüseyin’e “Teyci” unvanı verildi. Bugünden itibaren halk hizmetleri temsilcisi Hüseyin Teyci olarak vasıflandırılmıştır. Teyci, Moğolca terimdir. Başbuğ, başkan, önder anlamına gelir. Altay’ın kuzey kısmında Moğollar yaşadığından Kazaklarla beraber komşudur. Bu bakımdan Kazaklarla birlik beraberliğe birbirleriyle iyi geçinmede Teyci unvanı da etkilemektedir. Kazak-Moğol arasında bazı çıkan anlaşmazlıklarda Teyci, Töre ve Zengilerin büyük etkileri olur. Hüseyin Teyci’nin arkadaşları, Hazma Yahyaoğlu ve Kusman Sabırbayoğlu’na ve başkada arkadaşlarına hizmetlerine göre taltif edinmiştir. Hüseyin Teyci 1920-1938 yılları arasında 18 sene hizmetleri olmuştur. Ancak 1938’de Şin Şı-sey’ın katı tutumları gün geçtikçe artmasından dolayı Barköl’den, Gansu-Şinhay bölgelerine mecburi göç başlandığında arkadaşları Sultan Şerif, Hazma Zalın, Nurgaliy, Kabibay, Sabırbay, Kam İslamoğlu, Canadil olmak üzere Gansu’ya geldikten sonra arkadaşlarından ayrılarak yerleşim yerleri seçip yedi çimen Gasgöl’e 1939 sonu yanındaki 150 aile ile yerleşmiştir. Gasgöl’ün coğrafi durumu çok önemli bir yer tutmaktadır. Gasgöl’e yerleşmelerinin sebebi şunlardır:

1. Yazları serin ve kışları ılık olması ile hayvan sürülerinin açık havada yaz kış yayılabilmesidir.

2. Gasgöl’ün doğusu Şinhay bölgesi, kuzeydoğusu Gansu bölgesi, kuzeybatısı Gobi, Lop-Nor tarım bölgesi, güneyi Tibet stepleri bulunmaktadır. Bu dört yöndeki topluluklarla icabı hallerde faydalanma imkânları olmasıdır.

3. Gasgöl’ün dört iklime çok müsait oluşu aynı zamanda Barköl-Urumçi’den 1500 km uzakta oluşu olaylardan Şın Şı-sey’in yetişemeyeceği yer oluşu ve tez kalkınabilecek imkânlar mevcuttur. İş yapamayan aile avlanma ile de geçinebilecek durumlar halkın sıcak bakmasıdır.

4. Memleket düzeyinde iyimserlik baş göstermeyip sıkıntılı günlerde dış memleketlere çıkış kapısı imkânı da doğurmasıdır.

Gasgöl’de Yaşam Şartları

Buraya ilk gelindiği zaman birer at ve birer deve ile gelen yoksul aileler iki sene zarfında at, deve ve koyun sürü sahipleri oldu. Zaman geçtikçe herkes zenginleşme yarışına başladı. Kır göçebe hayatında bütün varlık hazineleri kısrak, deve, sığır, koyun sürüleri onların hazinesidir. Bu imkânlara kovuşmalarına Hüseyin Teyci’nin büyük katkısı oldu. Bu esnada Doğu Türkistan’ın merkezi Urumçi’de bulunan devlet adamlarından Kadıvan, Şerifhan Töre ve arkadaşları Gasgöl’de bulunan Hüseyin Teyci göç gurubunu geri getirmeye heyet göndermiştir. Gelen heyet yoksul zor yaşayan bu yöredekileri görme hayalinde idiler. Fakat geldikleri zaman Hüseyin Teyci’nin yanında yaşam imkânları gayet iyi hatta zenginleşen yurttaşlarını görerek şaşkın hale gelmişlerdir. Heyet Altay’da bulunan eski yurtlarına dönmelerini talep etmeye geldiklerini söylemiştir.

Gelen heyete Hüseyin Teyci: “Sizlerin bizi arayıp hal-hatırımızı sormanız bizleri çok memnun etti. Bizi arayan büyüklerimiz Kadıvan, Şerifhan Töre ve arkadaşlarına şükranlarımızı sunarız. Elbette geri doğduğumuz yere gidiceğiz fakat halkın durumu gün geçtikçe iyileşmekte, bu bakımdan zengin aileler olarak kısrak, deve ve koyun sürülerimizle dönmek için birkaç sene burada bulunmamıza müsaade edilmesini istiyoruz. Aynı zamanda Şın Şı-sey’in katı tutumlarının daha da iyileşmesini bekleyeceğiz. Sebep sütle dili yanan yoğurdu üfleyerek yer gibi durumlarının meraklanmaması lazım olduğunu arz ederiz” sözleriyle kanaatlerini bildirir.

Ardı ardına iki sefer gelen heyette gelen şahıslar şunlardır: Şerifhan Töre, Alenoğlu Delilhan,Türkistan Nogaybay ve Kökiy Ükirday. Gelen heyetler Urumçi’ye vardıkları zaman Gasgöl’de yaşayan Hüseyin Teyci ve etrafındakilerin yaşam raporlarını sunmuşlardır. Edindikleri bilgi doğrultusunda vatandaşlarımız rahat yaşadıklarını bilerek istekleri kabul edilmiştir. Bilahere Gasgöl’den Hüseyin Teyci’yi Urumçi, Küytin, Çoncu, Kumul ve Lancu toplantılarına davet edilmiştir. 1939’dan 1951’e kadar Gasgöl’de yerleşim gerçekleşmiştir. Altay, Gansu ve Lop-Nor’dan yoksul insanlar Gasgöl’e gelip mekan tutmuşlardır.150 aile ile başlayan yerleşme ilerleyen zaman diliminde toplam 1000 aileye ulaşmıştır. Buranın iyi olması ve stratejik yer olması şu durumu göstermektedir:

1. 1941’de Hindistan’a giden Kazaklardan geri dönen Kasen Batır, Karamolla, Moll Ahmet grubu 1947’de Gasgöl’e yerleşmiştir.

2. Sıkıntıya maruz kalan Alibek Hâkim ve Salis Emreulu, Tutunku Kökülük ile Lop-Nor üzerinden Gasgöl’e 1949 sonunda gelmiştir.

3. Urumçi’deki Amerikan konsolu Mr.Makernan 1950 ilkbaharında ve Canımhanoğlu Delilhan, Nurgocay, Sultan Şerif Zuvkaoğlu arkadaş ve akrabaları ile 1950 yazında Gasgöl’e geldiler. Kumul valisi Yolbars’da Tayvan’a gitmek için gelenler arasında bulundu.

Anlaşılacağı gibi Hüseyin Teyci’nin mekânı herkesin imdat kapısı haline gelmiştir. Hüseyin Teyci’nin hizmetlerinin hepsini anlatmamıza çok zaman birimi gerekir. Bunların içerisinden özet olarak beş hizmet hususunu sunmayı uygun görmekteyim.

a- Kendi emsalleri ile 1930 yılları hizmetler yarışı esnasında dış Moğolistan’a göç eden yüzlerce aileyi geri getirme hizmetini başarabilecek kişileri analiz eden Şerifhan Töre azamatlar[1] içinden Hüseyin Teyci’ye bu görevi verir. Verilen görevi bir ay içinde harfi harfine yerine getirerek Kazak soydaşlarının geri gelmesini sağlar. Böylece Şerifhan Töre’nin güvenini kazanır.

b- Barköl yöresinde arkadaşı Hazma İnan ile ilk olarak okul açılma, halkın ziraatla çalışmalarına, gelecek nesillerin cahil kalmamasına, halkın hayvancılık yanı sıra çiftçilikle daha iyi şartlara kavuşmasına ön ayak hizmetler başlatmış olması.

c- 1938’de çil yavrusu gibi dağılan Kazak göçünün öncülerinden olup yerleşim yeri tespiti ile 12 senelik uzun zaman arkadaşlarını Gasgöl’e mekan edindirmesi.

d- Halkının geleceğini düşünerek Kazak tarihinde iki büyük hizmeti korkmadan taşın altına elini koyarak kararlar almıştır. Birincisi; Urumçi’den gelen Amerikan konsolosunu 1950 ilkbaharında Hindistan’a göndermesindeki fikri. Hüseyin Teyci bununla herhangi bir sıkıntılı günler gelip dış ülkeye gidildiğinde halka yardım ellerini bulabilmek için yaptığı hizmet. İkincisi; aynı yılın Aralık ayında kardeşi Nıgımet Rakımbay’ı, arkadaşı Kam İslamoğlu’nu Çan Kay-şek Hükümeti’ni deviren yeni hükümete vekil heyeti gönderme fikri. Bu fikir ise her dünyada değişim ve devrimler uzun zaman çok zorluklarla karşılaşma olur. Bu esnada Gasgöl’deki Kazak halkının fazla sıkıntı ve zulme maruz kalmaması için yeni kurulan hükümetten şu isteklerde bulunmuştur. Bizim bulunduğumuz Gasgöl yöresi sağa soldan gelip gidenlerin ayaklarının tozu altında kalan Kazak toplumumuza doğumuzdaki Şinhay bölgesinden geniş yerleşim yer verilmesini talep ederiz denilmiştir. Gasgöl’deki Kazak halkının lideri Hüseyin Teyci’nin bu fikrini doğru bularak vekil heyet gönderme fikrini kollamaları ile karar almıştır. Çünkü bu talep yeni devlet başkanı Mao’ya ulaşırsa halkın yaşamına bazı kolaylıklar doğabilir kanaati güdülmekteydi.

e- 1951 ocak ayında arkadaşları Kasen Bahadır, Delilhan, Sultan Şerif Zuvkaoğlu, Moll Ahmet, Bagsiy, Zalebay, Kaharman ve Nurgocay olmak üzere yanındaki diğer arkadaşlar ile Tibet üzerinden Hindistan’a hicret etmiştir. Uzun, meşakkatli yolları at ve develerle sekiz ayda 2400 km yol kat ederek Keşmir’e ulaşılmıştır. Bir kaç ay dinlendikten sonra iskanlaşacak memleket arama derdine düşmüşlerdir. Ancak din, kan ve ata ecdadımız bir olan 550 sene önce Anadolu’ya yerleşen Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı Türkiye Cumhuriyeti’ne gitme tezini savunan Hüseyin Teyci gitmeye karar almıştır. Hindistan’ın merkezi Yeni Delhi’deki Türk büyük elçiliğine müracaatta bulunmuştur. Yapılan müracaat Türk Hükümeti’nin o dönemdeki cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve bakanlar kurulunun onayı ile iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye gelmelerini kabul etmiştir. Hindistan’a iki seferde gelen hicret göç grubu 80 aile idi. Bunların içerisinden 20 aile 101 kişi Hüseyin Teyci ile anayurdumuz Anadolu’ya ilk  hicret göçünü gerçekleştirmeyi Cenabı ALLAH nasip etmiştir.

Genelde araştırmacılar özel de ise Kazak Türkleri tarafından “katliam[2]” olarak ifade edilen kollektivileştirme yıllarında Batı Türkistan’da yaşamakta olan binlerce Kazak Türkü hududu geçerek Doğu Türkistan’a sığınmıştır[3]. Onlar daha sonra Doğu Türkistan’ın Sovyetlerin kontrolü dışında kalan bölgelerinde kendilerini toparlamaya çalışmışlardı. Lâkin 1934 yılını müteakip Doğu Türkistan’ın tam bir Sovyet peyki hâline gelmesinden sonra Kremlin idarecileri zikredilen Kazak topluluklarını Sheng Shi-cai idaresine teslim etme gayreti içerisinde olmuştur[4]. Sayıları 15-18.000 olarak tahmin edilen Kazak topluluğu, Guo-Min-Dang idaresinin baskısı üzerine yaşamakta oldukları bölgelerden göç ederek Doğu Türkistan’ın doğusunda yer alan Kansu-Qing-hai sınırındaki Gasköl bölgesine yerleşmişlerdir[5]. Kazakların bundan sonraki yaşamları hakkındaki bilgiler az olmakla beraber aynı zamanda güvenilir de değildir. Bununla birlikte Keşmir yoluyla Türkiye’ye yerleşen Kazak mültecilerinin verdikleri bilgilere göre Gasköl’e göç eden Kazaklar daha sonra üç gruba ayrılarak hayatlarına devam etmişlerdir. Bazı araştırmacılar ise Sheng idaresine karşı bu toplulukların muhalif hareketlerde bulunduğu iddiasındadırlar. Bahsedilen bu muhalif hareketler Yunus Hacı ve Alibek Rahimbek idaresinde Tanrı dağlarında, Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif liderliğinde Gasköl bölgesinde ve bunların ikisinden de çok daha önemli olan Altay bölgesinde Osman Batur’un başlattığı hareket olmuştur[6].   

Stalin’in Batı Türkistan’da yaptığının bir benzerini de Sheng Shi-cai, Doğu Türkistan’da yapmıştır. Stalin’in temizlik hareketi Doğu Türkistan’a sıçradığında Sheng ve onun NKVD’li işbirlikçileri, ileri gelen liderler güya İngiltere ve Japonya ile işbirliği yapmakla suçlanarak idam veya hapsedilmiştir[7]. 1937’deki temizlik hareketinden sonra üst mevkilerde çok az sayıda Türk kalmıştır ki bunlar arasında hiçbir Tungan da yer almamıştır[8]. Sheng’in idarede Türk liderlere mevki vermesinin, hâkimiyetinin ilk yıllarına rastladığını, bununla birlikte bu görevlerin de göstermelik birkaç tayinden öteye gitmediğini söylemek mümkündür[9].

Sheng Shi-cai’in zulme dayalı siyaseti üzerine çıkan 1937 ihtilâli bastırıldıktan ve onu müteakip tatbik edilen temizlik hareketinden sonra, Sheng idaresine karşı direniş hareketlerinin geçici de olsa durakladığı görülür[10]. 1937-1941 yıllarına ait İngiliz belgelerine göre, zikrettiğimiz bu dönemde kuzeydeki İli halkı gibi güneydekiler de hareketsiz kalmıştır. Urumçi’de askerî ve polis üniforması giyenlerin ve Rusların sayısı artmıştır. Bu dönemde aralarında toprak sahipleri, memurlar, hocalar ve dinî eserleri okurken yakalanan çok sayıdaki Müslüman hapsedilmiştir. Bu kişiler arasından idamdan kurtulabilenler ise Altay’daki altın madeninde çalıştırılmaya gönderilmiş veya başkent dışındaki istihkâmları yıkma ve hava saldırılarına karşı istihkâm kazma işlerinde çalışmaya mecbur tutulmuştur[11]. Bununla birlikte Kırgızlar ve bilhassa Kazaklar gibi göçebe hayatı yaşayan Türklere karşı kullanılan bu siyasetin etkili olmadığı Doğu Türkistan’da kanıtlanmıştır.

Sheng Shi-cai’in Doğu Türkistan’da idareyi eline aldığı andan itibaren Altay ve Tanrı dağlarındaki Kazaklar ile başı daima dertte olmuştur[12]. Bu problemler aynı senelerde Orta Asya’nın Sovyetler Birliği sınırları içindeki gidişatla da yakından ilişkilidir. Bilindiği üzere Stalin, kollektivleştirme gayesiyle gerçek bir soykırım politikası tatbik etmiştir. Kazaklar, Sovyet Hükümeti’nin Kazak steplerine ve göçebelik hayatını bitirmeye yönelik siyasetine şiddetle karşı çıkmıştır[13].

Doğu Türkistan’daki Kazakların 1936-1944 yılları arasında Sheng Shi-cai idaresine karşı büyük çapta olmasa bile şiddetli bir mücadele verdiği bilinmektedir[14]. Bu dönemde Gasköl ve Tanrı dağlarındaki hareketler pek bilinmemekle beraber[15], Osman Batur’un liderliğinde, Altay kazaklarının çetin mücadeleler verdiği bilinen bir gerçektir.[16].

Bu olaylar dikkate alındığında Sheng Shi-cai’in “ilerici” olarak tanımlanan siyasetinin Doğu Türkistan halkına verdiği faydaların haddinden fazla abartılarak gösterilmeye çalışıldığını anlamak güç olmasa gerekir[17]. Buna karşılık mevcut kaynaklar, hiçbiri tarafsız olmamakla birlikte, tetkik edildiğinde Sheng idaresinin polis terörü, askerî baskı ve zulüm devri olduğunu, Doğu Türkistanlıların da Genel Vali’ye karşı direniş hareketlerini her zaman devam ettirdiklerini ortaya koymaktadır.

Burhan Şehidî, Eylül 1949’da,  Halk Kurtuluş Ordusu’na teslim olduğunda, Osman Batur, Doğu Türkistan’da Guo-Min-Dang yönetimi ile aynı safta ve komünist aleyhtarı olarak bilinmekteydi. Nitekim O, Yolbars Han gibi, Burhan Şehidî’nin komünistlere teslimiyetini içine sindirememiştir. Bundan sonra, Zhang Zhi-zhong’un Koalisyon Hükümeti’nde Maliye Bakanı olan Canımhan da, Osman Batur ile birleşmiştir. Hemen hemen aynı zamanlarda, yani 1949’un yaz ve sonbahar aylarında, Osman Batur’un Alibek Rahimbek liderliğindeki bir grup müttefiki Karaşehir’in Kökülük mevkiinde karargâh kurdu. Bu arada Canımhan Hacı’nın 1946-1947 senelerindeki Koalisyon Hükümeti’nde Genel Sekreter yardımcısı olan Salis Emrekulu da onlarla bileşmiştir. Bundan sonraki aylarda bu iki grup, Halk Kurtuluş Ordusu’na karşı birkaç defa vur-kaç şeklinde çatıştı[18]. Lâkin bu çatışmalarda Kazakların başarılı olma ümitlerinin olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim Alibek Rahimbek’in grubu Aralık 1949’da Kökülük’ten ayrılarak güneye yani Kazakların Doğu Türkistan-Qing-hai hududundaki Gasköl bölgesine hareket etmek zorunda kaldı. Osman Batur da,  komünist birliklerine karşı altı ay kadar gerilla savaşını devam ettirdi. Alibek maiyetiyle birlikte bin bir müşkülat ile Kuruk Dağ ve Lop-nor bölgesini geçerek, 1950 yılı ilkbaharında Gasköl’e ulaştı. Bundan sonra ise bölgedeki Kazakların ileri gelenlerinden Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif ile irtibata geçti[19]. Gasköl bölgesindeki Kazaklar, 1934-1936 yıllarında Sheng Shi-cai’den kaçtıktan sonra Doğu Türkistan’ın siyasî sahnesinden uzak kalmışlardı. Fakat Alibek Rahimbek’in bölgeye gelmesinden sonra durum değişmiştir. Aradan altı ay geçtikten sonra Osman Batur da, maiyetiyle birlikte, Kanambal’a gelmiştir[20]. Yolbars Han ise yolda Osman Batur ile birleşmişti. Yolbars Han, Hüseyin Teyci ile buluştuktan sonra, Salis ile birlikte, Hindistan’a gitmek ve oradan da Tayvan’a geçerek Jiang Jie-shi ile birleşmek gâyesiyle, Tibet’e hareket etmişti[21]. Alibek Rahimbek ise Gasköl’de kalmayı tercih etmişti. Komünist Çin birlikleri ise 1951 yılının Şubat ayında Kanambal-Kayız’a geniş çaplı bir saldırı düzenleyerek Osman Batur ile Canımhan’ı ele geçirmişlerdi. Diğer Kazak liderleri ise Tibet’e kaçmayı başarmıştı[22]. Osman Batur ile Canımhan, Urumçi’ye götürülerek, Çin Komünist devrimcileri tarafından “karşı devrimcilikle” suçlanarak idam edildi[23]. Alibek Rahimbek, Delilhan Canaltay, Sultan Şerif Teyci ve Hüseyin Teyci ise altı aylık yorucu yolculuktan sonra, Ağustos 1951’de, maiyetleriyle birlikte, Ladak hudutlarına gelmeyi başardı[24]. Yolbars Bek ise, Ocak 1951’de, maiyetiyle birlikte, Lahas’a geldi. Salis’in ise seyahat esnasında, erzak yüzünden çıkan bir anlaşmazlık sebebiyle, öldürüldüğü kayıtlarda mevcuttur[25].

Osman Batur işlerin kötüye gittiğini gördüğü bu dönemde gizli bir şekilde Urumçi’deki Amerikan Konsolosluğu yetkilileriyle irtibata geçmeyi tasarlamış olması muhtemeldir. Osman Batur’u Amerikan Konsolosluğu’nda görevli birkaç muhabirin Urumçi’nin doğusunda gizlendiği dağda birkaç defa ziyaret ettiği bilinen bir gerçektir[26].

Görevinden alınan, yakalanması için peşine birlikler sevk edilen Osman Batur ve etrafındakilerin Gasköl’e ulaşmak ve imkân bulabilirlerse yurt dışına çıkmak düşüncesiyle başlattıkları göç hareketi bir taraftan devam ederken, 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti ilân edildi. Diğer taraftan 13 Ekim 1949 tarihinde Kızıl Çin birlikleri Doğu Türkistan’ı istilâ işini tamamladı[27]. Ekim 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu, Doğu Türkistan’a girdiğinde Yolbars Beg, Ma Jin-shan’ın da desteğini alarak komünist birliklerine karşı direniş gösterdi. Bu direniş hareketinde Beyaz Rus muhacir grupları da Yolbars Beg’i destekledi[28].

Bu yeni dönemde herkes yine ümidini Osman Batur’a bağlamıştı. Halk arasında komünizm belasının ancak onun sayesinde def edilebileceği söylenmeye başlandı. Zikrettiğimiz bu dönemde Muhtar Xin-jiang Hükümeti yıkılmış, üyelerinin bir kısmı ülke dışına çıkmaya karar vermiş, Amerikan Konsolosu Dougles MacKiernan da iki adamı ile Osman Batur’un yanına gelmişti[29]. Ayrıca Canımhan Hacı da üç oğlu ile Osman Batur’la birleşmişti. Bu kişilerin Osman Batur’un yanında bulunması komünistler için bahane olarak kullanıldı. Fakat Osman Batur Amerikan Konsolosunu dört Kazak yiğidi ile Gasköl’deki Hüseyin Teyci’nin yanına göndermişti[30].

1949 yılının son aylarında Mao’nun kızıl ordularına mağlup olan Guo-Min-Dang yöneticileri Tayvan’a kaçmış, bu suretle bütün Çin’de olduğu gibi Doğu Türkistan’da da Komünist Çin Devri başlamıştı. Doğu Türkistan Türkleri bir beladan kurtularak yeni yeni nefes almaya başladıkları bir dönemde bu defa da Kızıl belanın pençesine düşmüştü[31].

Kazak halkı 1949 senesinin Eylül ayından itibaren Barköl dağlarında Osman Batur ve Canımhan Hacı’nın liderliğinde silahlı mukavemete devam etmekteydi[32]. 1950 senesi başlarında Osman Batur, Kızıl Çin işgal ve istilâsına karşı mücadelesini devam ettirdi[33].

Göç hadisesinin başlamasından sonra Kazak halkının durumlarını ifade eden en sağlıklı bilgileri İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra’ya yazılan mektuplardan öğrenmek mümkündür. Mesela 1950 yılı Mart ayında Osman Batur’dan ayrılıp Gasköl’e gelen ve buradan da hareketle Tibet sınırına dayanan Alibek, Hüseyin Teyci, Salis, Hamza ve Takman’ın Keşmir’de bulunan Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’e yazdıkları mektupta:

“Xin-jiang’daki Türk Milletinin âli rehberi Muhammet Emin ve İsa Bey başta olmak üzere bütün yurttaşlara selam. Cenaplarınız ve diğer yurttaşlarımızla, parlak Müslüman milletinin dostu Pakistan ülkesine sağ salim varmışsınızdır. Biz, sizler hareket ettikten sonra onuncu ayda göç ederek üç ay sonra 300 aile ile birlikte Çimen dağında Hüseyin Teyci ile birleştik, Osman Batur ve Canımhanlar da gelmek üzeredir. Onlar geldikten sonra, bir teşkilât kurarız. Sizlerden haber almak için Damollam’ı gönderdik. Diğer hususları ondan öğrenirsiniz. Bundan başka cenaplarınız bizleri hatırınızdan çıkarmadan, biz kardeşlerinizin hâlinden haberdâr olmanızı ve harici devletlerle anlaşarak bizim için olacak yardımlarınızı esirgemeyiniz. Hepimiz Türk evladıyız. Bizleri kendinizden saymanızı, ülkenin komünist zulmünden kurtulması için bir çare bulmanızı, bize gerekli haberlerin yetiştirilmesini rica ederiz. Bizi bu hususta habersiz bırakmayın”[34] görüşlerine yer vermişlerdi.

Mektuptan da anlaşılacağı üzere Ocak 1950’de Çimen dağında bulunan Hüseyin Teyci ile birleşen göç kafilesi Osman Batur’u beklemekte, onların da gelmesinden sonra göçe devam edeceklerini bildirmekteydiler.  Osman Batur ile Canımhan Hacı, 1 Nisan 1950’de Barköl’de Komünist birliklerine karşı mücadeleye devam ederken[35],  Çinli birlikler, Olumcu-Bulumcu ırmağında yerleşmiş olan halka saldırdı. Çoluk-çocuk ayırmadan 60 kişi katledildi. Halkın bir kısmı da esir alındı. Geri kalanlar da Nori’ye kadar göç etmek zorunda bırakıldı.

Göç kafilesinin önünde bundan sonra Zindankol, Büyük, Küçük Daraktı ve Töskayınoğulları güzergâhı bulunmaktaydı. Bu yollar da Komünist birlikleri tarafından sarılmış vaziyette idi. Bu sırada Kungrek’teki halktan Sultan Şerif, Canabil ve diğer liderlerden mektup alan Osman Batur vaziyet hakkında bilgi sahibi oldu. Mektupta hükümeti oyaladıkları ve kendilerini bekledikleri, aynı şekilde hükümetin de bunun farkında olduğunu ve hepsini yakalamak için kendilerini oyaladıkları yazılı idi. Osman Batur verdiği cevapta; her halükârda Kanambal dağında birleşme teklifinde bulunmuş, bu da mümkün olmaz ise Gasköl, Kacıra veya Tac-Nor dağında buluşmayı planladıklarını bildirmiştir[36]. Osman Batur, artık kuvvetlenen Çin karşısında tutunamayacağını da anlamıştı. Artık karar vermeli ve mümkün olduğu en kısa sürede Tibet sınırındaki Gasköl’de senelerden beri yaşamakta olan Hüseyin Teyci’nin yanına gitmeliydi. Bu sebeple Haziran 1950’de Barköl’den hareket etti. Yolda karşılaştığı komünist birliklerini teker teker geçerek yoluna devam etti. Yolculuğun sonunda kızıl birliklerin kendisini ve maiyetini beklediği Zindankol’da düşmanıyla karşılaştı. Yapılan savaştan sonra da Makay’a yöneldi[37]. Her ne kadar karşı koydularsa da geri dönmek zorunda kaldılar. Bu baskın kafilenin dağılmasına her birinin bir tarafa saklanmasına sebep oldu[38].

Kafileden geriye sağ kalmayı başaranlar Küçük Daraktı’nın tepesindeki Yayla Dağ’ında toplandı. Kurtulabilenler 100 kişi civarında idi. Osman Batur da ortada yoktu. Radyo yayınından Canımhan Hacı’nın yakalandığı, Osman Batur’un ise kurtularak yanındaki az sayıda kişiyle gittiği haberini aldılar. Daha sonra da gelenlerle beraber kafilenin sayısı 160 kişiyi buldu. Kafile daha önce alınan karardan dönmeye niyetli değildi. Ölüm pahasına da olsa önce Gasköl’e oradan da Hindistan’a, daha sonra da Türkiye’ye gideceklerdi[39].

Bu sıkıntıların çekildiği ve her ölümle yüz yüze yollarına devam eden kafile zaman zaman Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin’e mektup yazıp durumlarını anlatmak ve yardım talep etmekteydiler. Mesela; Salis’in 9 Mayıs 1950 tarihli mektubunda:

“Hürmetli Mehmet Emin ve İsa Bey Ağabeylerim!

…… biz sizden ayrıldıktan sonra çok eziyet çektik. Yalnız biz değil, ülkemizdeki karındaşlarımızın hepsi eziyet, zorluk çekmekte. Geleceğin nasıl olacağını bilemiyoruz. Sizlerin kıymetleri şimdi göze görünmüş olup, halk arasında sizlerin sağ salim ayrıldığınıza sevinmekte, diğer bir taraftan ayrı bir yetim kaldığımız için müteessir oluyoruz. Allah’a emanet ederek boyunlarımızı bükerek kendi işlerimizle meşgul olmakta ve Allah’tan kendileri için aman dilemekteyiz.

Biz şimdi Alibek ve Hamza ile 100 tane insan olarak sağ salim Kazdemirlik Dağı’na geldik. Malların üçte ikisi ziyân oldu. Adamlarımızdan ikisi öldü. Diğerlerimiz sağ salim geldik. Urumçi’den 9. ayda ayrılarak Köklük dağında iki ay kaldık. Toksun’a adam gönderip Abdulhak ile haberleştik. Orada zenginler mümkün olursa düşmanlardan kaçıp kurtulmayı düşünmekteymişler. Bu olmadığı takdirde Çimen dağına çıkacak gibi görünmekteler. Osman Batur ve Canımhanlar da 500-600 kişi ile bu Kaz dağına gelmek istiyorlar. Mamafih bu Kaz dağına 1.000 tane Kazak toplanacaktır. Komünistlerden kaçarak dağa sığınacak Uygurlar ve daha başkaları da olur kanaatindeyiz. Ne olursa olsun mümkün olursa Komünistleri bu Kaz dağına gelinceye kadar birkaç yıl canımızı korumayı düşünmekteyiz. Sizlere adam gönderip haber almayı düşünmekteyiz. Emin Damolla iki arkadaşı ile birlikte gelerek bize katıldılar. Onlar çok cefa çekmiş. Ben iki çocuk ve hanımım ile çıktım. Eğer yolunu bulursak sizleri arayacağız. Buradaki bütün halk sizlerden haber ve yardım beklemektedir. Eskisi gibi bu Kaz Dağı’nda Tibetliler ve Moğollularla düşman olmaktan çekinmeyi, imkânı olursa küçük bir hükümet kurarak kardeşlerimizle rahat hayat geçirmek istiyoruz. Bunun için mümkün olursa hemen bizimle haberleşme hususunu düşünmenizi rica ederim”[40] düşüncelerine yer vermekteydi. Gerçekten de hicret, çok ağır ve yorucu şartlarda devam etmekteydi.

Osman Batur yanında kalan az sayıda kader yoldaşıyla 28 Ağustos 1950 tarihinde Qin hai’a bağlı Makay’a geldi. Osman Batur’un üstün gayreti sayesinde Barköl’ün Oşaktı yaylasından çıktıktan 52 gün sonra ki bu yolculuk çetin ve yorucu geçmiş aynı zamanda 7 defa vuku bulan savaşlardan sonra Makay’a ulaşmayı başarmıştı. Osman Batur kafilesi burada kalırken Sultan Şerif Teyci ve maiyeti Tac-Nor’da bulunan Hüseyin Teyci’nin yanına hareket ettiler[41].

Daha sonra Bağdaş dağında Yolbars Beg ile buluşmuş, bu sırada Küngrek’ten gelen Sultan Şerif Teyci ve Canabil de onlara katılmıştı. Burada yapılan bir toplantıda sonraki adımlarının ne olması gerektiği konuşulmuş, bir kısmının yola devam etme taraftarı, Osman Batur’un ise diğer gelecekleri de bekleyerek 1950-1951 kışını Kanambal dağında geçirmeyi düşündüğünü, bu sayede hem hayvanların hem de kendilerinin dinlenebileceğini, ayrıca arkadan gelenlerin de kendilerine yetişebileceğini anlatmıştı[42].

Yeni gelenler de Osman Batur’a yola hemen çıkmak fikrinde olduklarını söyledi. Fakat bunu dinlemeyen Osman Batur, geriden gelecekleri bekleyeceğini, ama isteyenlerin gidebileceğini söyledi. Kafile Makay’da dört kola ayrıldı. Osman Batur, Canabil Batur, Sultan Şerif Teyci, Kaben, Salahittin ve Saydullah, Kanambal dağı Kayız mevkiinde kalmaya karar verdi. Nurgocay ile gelen Uygur Habidullah ise Yolbars Beg ile Tacnor’a gitti. Bir kısmı da kafileden ayrılıp Makay’daki akrabalarının yanına vardı. Nurgocay Batur ve beraberindeki 16 kişi ise Makay yolu ile Gasköl’deki Hüseyin Teyci ve Alibeklere doğru harekete geçti[43].

1950 yılının son aylarında Makay’ın Kanambal mevkii Kayız mıntıkasında kış hazırlığına girişen Osman Batur, etrafındakileri vakit kaybetmeden yola devam etmesi yönündeki bütün ısrarlarını dinlememiş ve kışı burada geçirmeye karar vermişti[44].

1951 senesi de Osman Batur ve yanındakiler için iyi başlamamıştı. Komünist birlikleri Osman Batur ve Alibek Hâkim gibi Komünizm düşmanlarının peşindeydi. Çin Komünistleri bu iki can düşmanın yakalanması için özel eğitimli 8. Kızıl Alay’ı görevlendirmişti[45]. Dunkang’daki 8. Kızıl Alay, 10 Şubat 1951 günü Kayız’a hareket emri aldı ve hızlı bir şekilde Osman Batur üzerine yürümeye başladı. Durumdan haberdâr olan Osman Batur ise derhal kuvvetlerini alarma geçirip bir müdafaa savaşı verme hazırlığına girişti. Savunma savaşı için ilk olarak Kanambal’dan Makay’a daha yakın olan Kayız’a gelindi[46].

Osman Batur’un hayatını konu alan eserlerde çokça dile getirilen mevzulardan biri de yerinin nasıl tespit edildiği hususudur. Bu konuda Hızırbek Gayretullah’ın kanaati Kusayin Teyci’nin[47] adamlarının bu işi yaptığıdır. Gayretullah’a göre[48]: “1951 yılının kışında Doğu Türkistan’dan çıkan Osman Batur, Kayız’da Alibek Hâkim ise Gasköl’de bulunuyordu. Aralarında uzun mesafeler olduğundan Osman Batur ile Alibek Hâkim’in güçleri birleşemiyordu. Gasköl’de yaklaşık çeyrek asırdır yerleşik Kazaklar vardı. Bu Kazaklara K. Teyci, tacilik ediyordu. Kızıl Çin ordusuyla savaşa savaşa Manas’tan Gasköl’e ulaşan Alibek, K. Teyci’den gelen göçmenlere yardım ve destekte bulunmasını, Kayız’daki Osman Batur’a lojistik destek vermesini, beraber hareket ederek hür dünyaya ulaşma fikrini K. Teyci’ye açmıştır. Fakat gelişen olaylar neticesinde K. Teyci’nin adamları Osman Batur’un yerini kılavuzluk yaparak 8. Kızıl Alay’a göstermiştir”[49]. İsa Yusuf Alptekin ise Osman Batur ve arkadaşlarının tenkilinde Batı Türkistan’da doğan ama Doğu Türkistan’a yerleşen Kırgız asıllı Yusuf Han ile Kazak asıllı Enver Cakulin’in fiilen Kızıl Çinlilere hizmet ettiğini belirtmektedir[50].

Komünistlerin iktidara gelmesi ile rejim aleyhtarlarını temizlemek ve yok etmek ilk hedef hâlini aldı. Bu hareket ile milyonlarca, on milyonlarca kişiyi, rejim muhalifi ismiyle hapse attılar, öldürdüler, kamplara götürdüler. Doğu Türkistan’da bu muhaliflerin sayısı yüz binlerce ifade edilebilir. Mesut Sabri Bakozi, Osman Batur ve Canımhan Hacı dışında öldürülenler içinde Abdülaziz Cengizhan, Kurban Abdurrehim Kılıç, Fethiddin Masum, Abdulhemit Damollam, Abdullah Samedi, Sıdık Zalın, Zekeriya Veli, Oraz Bey, Seyyid Ahmed Hoca, Zafer Hoca, Abdulkadir Tahiri, Hamit Hacı, Tursun Ali, Davud, Porbıcap gibi birçok kişi vardı[51].

Osman Batur’un vahşice öldürülmesinden sonra da Komünist idaresine karşı koymaya devam edilmiştir. Yine bu kişiler Osman Batur gibi katledilmiştir. Osman Batur’un yakalanıp idam edilmesi ve Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin, Delilhan Canaltay, Yolbars Beg, Alibek Hâkim ve Hüseyin Teyci’nin göç etmesiyle[52] Doğu Türkistan’da Çin komünistlerine karşı sağ muhalefet kontrol altına alınmış olsa da, ülkede Çinlilere karşı isyanlar devam etmiştir. Fakat bu isyanların karakteristik özelliği öncekiler gibi komünist aleyhtarlığından ziyade, Çin idaresine karşı olmalardır[53].

II. Dünya Harbi’nin en sıcak günlerinde Doğu Türkistan Türkleri bazen zulüm altında ezildi, bazen de aldatıcı politik manevralara maruz kaldı. Ülkenin ileri gelen liderleri bazen Rus, bazen de Çin idarecilerinden siyasî tavizler elde etme mücadelesi verdiler. Osman Batur ise savaşmaktan başka çıkar yol olmadığına inanan bir insandı[54].

Çalışmamızın asıl gâyesi olan ve tezimizin IV. Bölümünde teferruatlı bir şekilde değerlendirdiğimiz Osman Batur ile alakalı olarak birçok yanlış bilgiyi ortaya çıkardık. Ayrıca Osman Batur’un mücadelesini de etraflıca değerlendirme imkânını bulduk. Bir efsane lider olarak kamuoyunda insanların ilgisini çeken Osman Batur’un hakkında yazılanların birçoğunun yanlış olduğu ve bu bilgilerin hatırat türü eserlerden elde edilmesi, O’nun her yönüyle ortaya konulmasının önündeki en büyük engeldir. Osman Batur hakkında yapılan çalışmalarda Çin arşiv belgelerine ulaşılamaması bu konudaki çalışmaların tam manasıyla ortaya çıkarılamamasına sebep olmuştur. Osman Batur hakkındaki bilgilerde bir tutarlılık olmadığını da geniş çaplı araştırmalarımız neticesinde gördük. Mesela Osman Batur’un ne zaman ve nerede yakalandığı ile kendisinin kimler tarafından yakalatıldığına dair mevcut eserlerdeki bilgi yanlışlarını da belirleme imkânı bulduk.

Osman Batur’un hayatı incelendiğinde bilgi yanlışlarının yakalanması ile alakalı dönemini de kapsadığını görürüz. Osman Batur’un nerede ve ne zaman yakalandığını da çalışmamız ile açık bir şekilde ortaya koyduk. Çalışmalarımız sırasında Osman Batur hakkında kaleme alınan hatırat türü eserler ile mülakatlar neticesinde ortaya çıkmış çalışmalara hep ihtiyatlı yaklaştık. Bu ise bizim doğru bilgiyi bulmamıza, kaleme alınan eserleri etraflıca tetkik etmemize vesile oldu. Neticede ise birçok hatalı bilgiyi ortaya çıkarmakla kalmadık, doğru bilgileri de olayın geçtiği yer ve zaman da değerlendirerek çalışma içerisine derc ettik. Yapmış olduğumuz çalışmalar sırasında hem eserlerin tetkik edilmesi hem de konuyu bilen kişilerle mülakatlar neticesinde Osman Batur’un yakalanmasında ne Hüseyin Teyci’nin ne de pazara alışverişe gönderilen 40 yiğidin ihmallerinin olduğuna dair kuvvetli bir delile rastlamadık. Zikredilen olayların tarafsız kişilerce ve iyi tetkik edilerek yeniden kaleme alınması ve bu vesile ile kardeş Kazak boyları arasına sokulan bu nifak tohumlarının da kurutulması gerekir. Osman Batur’u kimin ispiyonladığına dair hem yazılı materyalleri tetkik etmiş, hem bu konuya eserlerinde yer vermiş şahıslarla yaptığımız görüşmeler, hem de konunun muhatabı Hüseyin Teyci’nin oğlu Mansur Teyci ile yaptığımız mülakatlarda vardığımız netice bu olayın tamamen şahsı ihtirastan kaynaklandığı görülmüştür. Dönemin olaylarını sağlıklı değerlendirebilmek için bilhassa Hüseyin Teyci, Alibek Rahimbek, Delilhan Canaltay, Sultan Şerif Teyci, Nurgocay Bahadır vb kişilerin hayatlarını her yönüyle (maddî imkânları, mensup olduğu boylar, birbirlerine karşı davranışları, etrafındakilerle münasebetleri, Türkiye’ye geldikten sonraki hayatları, müşterek hareket ettikleri kişiler ve bu kişilerin her birinin birbirleriyle ve Doğu Türkistan liderleriyle olan ilişkileri vb) ele alınarak yeniden değerlendirilmelidir. Olayın bir başka garip tarafı da Hüseyin Teyci aleyhinde bunca yazılı materyal haline getirilmiş iddia varken, muhatap tarafın bu konuda cevap vermemiş olmasıdır. Bu durum da ayrıca değerlendirilmelidir. Doğanın kanunu gereği hiçbir insan yaptığının yanlış olduğunu ne söyler ne de kabul eder. Maalesef Doğu Türkistan konusunda birçok nahoş durumdan birisi de budur. Zuvka Batur’a kahraman diyenlerin yanında talancı olduğunu iddia edenler ile Osman Batur’u yakalatan kişinin de bir Kazak Türkü olduğunu söyleyen de yine bir Kazak Türkü’dür. Bir zamanlar Doğu Türkistan’da kardeşin kardeşi ispiyonladığı bir ortamdan hicret eden bu kardeş Kazak boylarına mensup değerli kişilerin hür dünyada da bu alışkanlıklarından vazgeçmemiş olması üzüntü duyulması, düzeltilmesi ve yapılan yanlışlardan geri dönülmesi adına atılması gereken el elzem adım olmalıdır.



''Hüseyin Teyci sol en başta ki''

* Dr., Celal Bayar Üniv., Fen Edebiyat Fak., Tarih Böl., Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı Arş. Gör., kulomer@hotmail.com
[1] Yiğitler
[2] Caroe, a.g.e., s. 172.
[3] Wheeler, a.g.e., s. 131; Lias, Kazak Exodus, s. 61-62. Burada Kazakların, Doğu Türkistan’a Rus ihtilâlinden sonra yerleştikleri anlamı çıkarılmamalıdır. Bilhassa Orta Düz Kazaklarının Abak-Kerey tayfası IX. asırdan beri bölgenin yerleşik halkları arasında bulunmaktadır, geniş bilgi için bkz. Gayretullah, Uzaklara Balam, Toker Yay., İstanbul 2009, s. 14-16. Krş için bkz., “Abak”, “Abak-Kerey” ve “Kerey” maddeleri, Kazak Sovyet Ansiklopedisi, C. I, V, Almatı 1972.
[4] McLean, “Xinjiang: Today”, s. 381.
[5] Lias (Kazak Exodus, s. 71-72) bu baskının Sovyetlerden kaynaklandığını iddia etmektedir ki kanaatimizce zikredilen bu dönemde Doğu Türkistan’da bu türden bir baskı mevcut değildir. Krş. için bkz. Karahoca, Doğu Türkistan, s. 18. Sayıları 18.000 kişi olarak kayıtlarda geçen bu Kazak topluluğunun Barköl, Nori, Kapdık ve dolaylarından göç etmelerine ve Qin-hai bölgesine gelmelerine dair kaynaklarda teferruatlı bir bilgi bulunmamaktadır. Bu konuda en sağlıklı bilgiler Hüseyin Teyci’nin kaleme almış olduğu bir nevi hatıratında mevcuttur. Lâkin bu hatıratın henüz neşredilmemiş olması göçün aydınlatılmasında bir eksiklik olarak durmaktadır. 1937-1938 yıllarında meydana gelen bu göç hadisesi ile alakalı olarak görüşlerini aldığımız ve bu konuda konferans, gazete ve TV programlarında bilgi veren, fakat bu çalışmalarını henüz basılı materyal haline getirmemiş olan Mansur Teyci ile konuyu teferruatlı bir şekilde ele alma ve değerlendirme imkânı elde ettik. Qin-hai’ye gelen göç kafilelerinden ilk grup Elishan Batur ve Zayif Teyci liderliğinde olan 700 aile, yaklaşık 3.500 kişi, burada durmayarak Hindistan’ın Karaçi şehrine yerleşmiştir. Göçün ikinci grubu Sultan Şerif Teyci liderliğinde, 300 aile, yaklaşık 1.500 kişi, 1938-1946 tarihleri arasında Qin-hai bölgesinde ikâmet eden grup, 1946 sonlarında Barköl bölgesine dönmüştür. Göç kafilesinin üçüncü grubu Hüseyin Teyci liderliğinde, 150 aile, yaklaşık 750 kişi, Gasköl’e yerleşmiştir. Hüseyin Teyci’nin bu grubu 1951’e kadar Gasköl’de yaşamıştır. 18.000 kişilik göç kafilelerinden geriye kalan 12-13.000 kişilik grubun bir kısmı Kansu eyaletine göç ederek Aksay bölgesine, bir kısmı da geriye dönerek Altay’a yerleşmiştir. Aksay Kazak Otonom Rayonu için bkz. Gayretullah, Uzaklara Balam, s. 98-99. Bu göç hareketleriyle alakalı olarak ayrıca bkz. Saadet Çağatay, Kazakça Metinler, TTKB, Ankara 1961, s. 1-7.
[6] Lias, Kazak Exodus, s. 72-73, 76-77, 91-92; Karahoca, Doğu Türkistan, s. 16-18; Boorman-Howard, a.g.e., C. III, s. 46-47. Yunus Hacı, Alibek Rahimbek, Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif ’in mücadeleleri teferruatlı bir şekilde ortaya konulmamıştır. Forbes, (a.g.e., s. 473) bu kişilerden Yunus Hacı’nın Alibek Rahimbek’in müttefiki olduğunu söylemekle beraber, Gayretullah, Alibek’in daha güdeme gelmeden önce Yunus Hacı’nın 1940 yılında tutuklandığını ve gaz odasında şehit edildiğini görüşmelerimiz sırasında bize aktarmıştır. Burada karıştırılmaması gereken nokta adı geçen şahısların her birinin millî mücadelede birlikte hareket etmeleri veya bu mücadele içerisinde olup-olmadıkları değildir. Mesela Hüseyin Teyci’nin hiçbir zaman silahlı mücadelenin içerisinde olmadığı bir hakikattir. Bununla birlikte 1949’da başlayan Komünist Çin istilası döneminde göç kararı alan Osman Batur, Canımhan Hacı, Alibek Rahimbek, Sultan Şerif Teyci, Delilhan Canaltay, Nurgocay Bahadır … vb kişilere yaptığı yardımlar ve müşterek hareket etme noktasında kanaatimizce faydası görülen bir kişidir. Muhtemelen bu tutumu sebebiyle, 1951 yılına kadar Gasköl’de hiçbir mücadeleye girişmeyen ve Çinli idarecilerle sıkıntı yaşamayan Hüseyin Teyci, nihayetinde Amerikan Konsolosuna da yaptığı yardımlar sonucunda Osman Batur başta olmak üzere diğer göç kafileleri ile münasebette olması, onun da Komünist Çin idarecileri tarafından tutuklanması ve cezalandırılması gereken bir kişi olarak lanse edilmesine sebep olmuştur. Bütün bu gelişmeler neticesinde de hayatta kalabilmenin yolunu, diğer hicret eden kişiler gibi, yurt dışına çıkmakta görmüştür kanaatindeyiz. 
[7] Whiting, a.g.e., s. 53; Sheng, a.g.e., s. 179-180.
[8] Norins, a.g.e., s. 93; Sheng, a.g.e., s. 216-217; Benson, a.g.m., s. 145.
[9] W. Skrede, Across the Roof of the World, London 1954, s. 57.
[10] McLean, “Xinjiang, Today”, s. 382. Krş. için bkz. IOR, L/P&S/12/2358, PZ. 1236.1940 (Report of HMCGK Johnson on his visit to Urumchi, July-September, 1939), s. 4’ten naklen Forbes,  a.g.e., s. 278.
[11] IOR, L/P&S/12/2358, PZ. 1236.1940, s. 3’ten naklen Forbes,  a.g.e., s. 278-279. Krş. için bkz. McLean, “Xinjiang: Today”, s. 381; G. Vasel, “Durchdringungspolitik in Zentralasien” Berichte des Asiens Arbeitkreises, No: 1, Vienna, (1939), s. 14.
[12] Sheng, a.g.e., s. 181; Hayit, Turkestan zwischen, s. 301.
[13] Örnek olarak bkz. Caroe, a.g.e., s. 162 vd.; Wheeler, a.g.e., s. 130 vd. ; Tyler, a.g.e., s. 120.
[14] Lias, Kazak Exodus, s. 81 vd.
[15] Lias (Kazak Exodus, s. 73)’a göre muhtemelen 4-5.000 Kazak’ın Gasköl’den ayrılarak Sheng Shi-cai’in hâkimiyetindeki bölgelere geri geldiği ve bunlardan 3.000 kadarının Keşmir’e gittiği ifâde edilmektedir. McLean’a göre (“Xinjiang: Today”, s. 382) 1948’de Altay bölgesi Kazakları’ndan geriye kalabilenler dağınık bir şekilde yaşamlarını sürdürmekteydiler. Birçoğu Hindistan’ın kuzeyindeki yerleşim yerlerinde bulunan bu insanlar geçimlerini kuzu derisi ve bundan imal ettikleri mamulleri satarak sağlamaktaydı.
[16] Sheng, a.g.e., s. 178-179, 218. Krş. için bkz. Karahoca, Doğu Türkistan, s. 18.
[17] Lattimore, Pivot of Asia, s. 74- 75, not 46. Cable, a.g.m., s. 13-14; Lias, Kazak Exodus, s. 74-75. Krş. için bkz. E. Bacon, Central Asians under Russian Rule: A Study in Cultural Change, NY, Ithaca, 1966, s. 191; A. Emiloğlu, “Changes in the Uighur Script During the Past Fifty Years”,  CAJ, C. XVII, No: 1, (1973), s. 128-129; T. G. Winner, The Oral Art and Literature of the Kazakhs of Central Asia, Durham, N.C. 1958, s. 14-42.Lattimore’ye göre yapılan bu nevi çalışmaların halkın yararından çok,  Sovyet stratejilerine uygun olduğuna dair bkz. Lias, Kazak Exodus, s. 78. Bu reformlar da sadece o dönemdeki Sovyet Orta Asyası’nda eğitim ve kültürel alanlarda yapılan reformları göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir.
[18] Lias, Kazakh Exodus, s. 129, 151-52, 154-59, 172-74; Boorman-Howard, a.g.e., C. III, s. 47.
[19] Canaltay, a.g.e., s. 88; Oraltay, Kazak Türkleri, s. 224 vd.; Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 184; Lias, Kazakh Exodus, s. 160-67; Clark, a.g.m., s. 625-626; M. J. Clark, “How the Kazakhs Fled to Freed”, National Geographical Magazine, C. CVI, No: 5, (Nov. 1954), s. 625-626. Lias (Kazakh Exodus, s. 165) Osman Batur’un Alibek Rahimbek gibi, Gasköl’e hareket ettiğini yazmıştır Lâkin Osman Batur’un Gasköl’e gitme niyetinin olmasına rağmen, bu arzusunu gerçekleştiremeden Komünist birlikleri tarafından Kanambal-Kayız’da yakalandığı bilinen bir gerçektir.
[20] Lias (Kazakh Exodus, s. 174) ve Boorman-Howard (a.g.e., C. III, s. 47; C. IV, s. 60) Osman Batur’un Gasköl’e geldiğini iddia etmektedirler. Lâkin bu bilginin nereden alındığı belirtilmeyen çalışmalardaki ifâdeler gerçekle bir alaka taşımaz.
[21] Lias, Kazakh Exodus, s. 174; Boorman-Howard, a.g.e., C. III, s. 47; C. IV, s. 60. Lias (Kazakh Exodus, s. 174), Osman Batur gibi Yolbars Beg’in de Gasköl’e geldiğini iddia etmektedir. Lâkin Yolbars Beg, Gasköl’e değil Lopnor’a, Hüseyin Teyci’nin yanına gitmiştir. 
[22] Lias, Kazakh Exidus, s. 180-182, 187-90; Boorman-Howard, a.g.e., C. III, s. 47. Lias ve Boorman-Howard zikredilen çalışmalarında geniş çaplı harekâtın Gasköl bölgesine yapıldığını iddia etmektedirler. Lâkin araştırmalarımız sırasında bu harekâtın Gasköl’e değil, Kanambal-Kayız’a yapıldığını net olarak ortaya koyduk.
[23] Jack Chen (a.g.e., s. 270)’e göre Osman Batur, Komünist birlikleriyle yapılan çatışmada öldürülmüştür. Diğer araştırmacılar ise (Lias, Kazakh Exodus, s. 180-84; Boorman-Howard, a.g.e., C. III, s. 47; Dreyer, a.g.m., s. 156; Yang I-fan, Islam in China, Hong Kong 1969, s. 75-79; R. C. Bush, Religion in Communist China, NY 1970, s. 269-70; Gayretullah, Osman Batur, s. 3) Osman Batur’un yakalandıktan sonra idam edildiğini ifâde etmektedir.
[24] Forbes (a.g.e., s. 415-416), Alibek Raimbek’in 18 Ağustos 1951’de Ladak bölgesindeki Pangong’a ulaştığını, buradan da Şirinagar yoluyla Türkiye’ye geldiğini belirtmektedir.
[25] Lias, Kazakh Exodus, s. 219-222; Boorman-Howard, a.g.e., C. IV, s. 60. Dalay Lama, Yolbars Hân ve 5 adamının Hindistan’daki Darjeeling’e gitmesine izin vermişse de, onunla beraber Lahas’a gelen göçmenleri gözaltına almıştır. Yolbars Hân, Darjeeling’den Kalkuta yoluyla, 1 Mayıs 1951 günü, Tayvan’a gelerek Guo-Min-Dang idaresinde, Doğu Türkistan’ın sürgündeki genel valiliği makamına oturmuştur, bkz. Boorman-Howard, a.g.e., C. IV, s. 60. Lias ve Boorman-Howard’ın bu konudaki bilgilerin yanlışlığını karşılaştırmak için bkz. Gayretullah, Uzaklara Balam, s. 107-112.
[26] Moseley (a.g.e., s. 120)’e göre bu kişi Walter Sullivan idi ve ziyaret 18 Nisan 1949’da gerçekleşmişti.
[27] Hui-sheng, a.g.e., s. 534; Türkistan Şehitleri, s. 44. Başaran (a.g.t., s. 22), Komünistlerin Türkleri yakalamak için su kaynaklarını zehirlemeye başladığını iddia etmektedir ki, bu bilgiye başka kaynaklarda rastlamadık.
[28] Boorman-Howard, a.g.e., C. IV, s. 60. Tyler, a.g.e., s. 225; Krş. için bkz., Chen, a.g.e., s. 269.
[29] Petrov (a.g.e., s. 496)’a göre Mackernan ile Osman Batur, Barköl’de iki defa elçileri vasıtasıyla haberleştiler. Ayrıca Mackernan’ın Osman Batur ile ilk görüşmesinden sonra Osman Batur’a bakışının değiştiğini ve samimiyetine inandığını da kaydeden Petrov, Amerikalıların Gasköl’de 5 ay kaldıklarını belirtmektedir.
[30] Gayretullah, “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 14-15, 27-28.
[31] Gayretullah, Altaylar’da Kanlı Günler, s. 147-48; a. mlf., “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 27.
[32] Kadirî, a.g.e., s. 192.
[33] Türkistan Şehitleri, s. 44.
[34] Mektup için bkz. ek 1
[35] Türkistan Şehitleri, s. 44.
[36] Altay, a.g.e., s. 410, 412; Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 177 vd.
[37] Gayretullah, Altaylar’da Kanlı Günler, s. 149-150; a. mlf., “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 15, 28-29.
[38] Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 180 vd.; Hayit (Türkistan Devletleri, s. 331), Canımhan Hacı’nın 12 Aralık 1950 tarihinde yakalanıp Urumçi’ye götürüldüğünü ifâde etmektedir.
[39] Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 184.
[40] Alptekin, Esir Doğu Türkistan İçin-2, s. 22-23.
[41] Altay (a.g.e., s. 414) ve Türkistan Şehitleri (s. 44) adlı çalışmalarda Tacnor’a hareket eden kafilenin Enver Koçyiğit’in liderliğinde olduğunu yazmaktadır ki, kanaatimizce bu ifâde Enver Koçyiğit’in babası Sultan Şerif Teyci şeklinde olmalıdır.
[42] Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 185 vd.
[43] Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 188; Gayretullah, Altaylar’da Kanlı Günler, s. 151; a. mlf.,  “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 15-16.
[44] Gayretullah, “Osman Batur ve Millî Mücadelesi, s. , 15.
[45] Gayretullah, “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 35.
[46] Gasköl’deki Türklerin Mart başında yardım göndereceğini ve Osman Batur’un buna hazırlık yapmasını bildirme görevi Zalabay Teyci’ye verilmişti. Durumu haber vermek üzere yola çıkan Zalabay Teyci, Kayız’a vardığında Osman Batur’un yakalandığını öğrendi. 21 Şubat’ta tekrar Gasköl’e dönen Zalabay Teyci, burada, Osman Batur’a hücum edildiği gün Çaklık ve Qing-hai’den hareket eden iki askerî birlikten birinin Gasköl’deki Alibek, diğeri de Tacnor’daki kafilenin üzerine saldırmış olduğunu öğrendi. Fakat mukavemet karşısında bir netice alamadan geri çekilmişlerdi, bkz. Gayretullah, Altaylar’da Kanlı Günler, s. 155 vd.
[47] Zikredilen şahıs Kusayin (Hüseyin) Teyci’dir.
[48] Gayretullah, “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 33 vd.
[49] Buraya kadarki bilgiler her iki eserde de aynıdır. Fakat bundan sonraki bilgilerde Gayretullah (Altaylar’da Kanlı Günler, s. 157; a. mlf. “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 33-34)’a göre Kusayin Teyci’nin başlangıçta müşterek hareket etme fikrine olumlu bakarken sonradan vazgeçtiğini, Alibek ve Osman Batur’un peşinde olan Kızıl Ordu’ya ispiyonda bulunduğunu ifâde etmektedir. Kusayin Teyci, Komünist Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı ve karargâhı Duvkuang’da bulunan 8. Kızıl Alay Komutanlığı’na adamlar salarak gerek Osman Batur, gerekse Alibek Rahimbek’in güç ve kuvveti hakkında bilgiler aktarmıştır. Ayrıca Mao ve Komünist Partisi’ne bağlılığını bildirmiştir. Mao’ya sunmak üzere 250 gr’lık altından “kızıl yıldız” yaptırarak Nimet Rakımbayoğlu başkanlığındaki bir heyetle Qing-hai Komünist Parti Başkanlığı’na göndermiştir. Bunun üzerine Çinli yetkililer Kazak Zalen başkanlığında dört kişilik bir heyeti Kusayin Teyci’ye göndererek, elindeki silah ve adamlarıyla Halk Kurtuluş Ordusu’na katılmasını istediler. Talebi kabul eden Kusayin Teyci, Kam’ın komutasında 40 Kazak yiğidini silahlarıyla birlikte Halk Kurtuluş Ordusu’na, anti-komünist ve milliyetçilerle savaşmak üzere teslim etti. Kusayin Teyci’nin bu hareketi Osman Batur ve bilhassa Alibek tarafından yakın takibe alınmıştır. Delilhan Canaltay (Kıylı Zaman Kıyın Künder, Alma-Atı 2000, s. 104-105)’a göre de Alibek ile Kusayin Teyci’nin arası iyi değildi.  Benzeri iddialar Tatikan Delilhanulu (İli Tarihi Materyaldarı, Gulca 1992, s. 29) tarafından da ifâde edilmektedir. 1 Ocak 1951’de 8. Kızıl Alay Osman Batur ve Alibek’e taarruz emrini alınca Alayın komutanı, Kusayin Teyci’nin Halk Kurtuluş Ordusu’na kattığı 40 yiğitten Osman Batur ve Alibek’in yerlerini bulmak üzere kılavuzluk yapmalarını istemiştir. Bu kılavuzlardan Manat ve Tokanay’ın yol göstermesi ile 15 Şubat 1951’de Kayız’daki Osman Batur karargâhı kuşatılmıştır, bkz. Gayretullah, “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 34.
[50] Alptekin, Esir Doğu Türkistan İçin-2, s. 217. Daha önce de değindiğimiz üzere Doğu Türkistan’da Komünist işgalinin başladığı 1949’da göç kararı alınıp davanın hür dünyada sürdürülmesi kararlaştırılmıştı. Buğra ve Alptekin’in liderliğindeki kafileler ova yolundan, Osman Batur, Canımhan Hacı ve Alibek Rahimbeklerin liderliğindeki kafileler de dağ yolundan olmak üzere iki farklı güzergâhtan harekete geçmişlerdi. Ülkeden çıkabilmek, canlarının selamete ermesi için elzem bir dönem başlamıştır. Buğra ve Alptekin grupları binbir meşakkatten sonra ülkeden çıkmayı başarırken, Osman Batur ve beraberindekilerin göç hadisesi hem daha zor hem de silahlı çatışmaların yaşadığı anlara sahne olmuştur. Bu vesile ile Osman Batur, Canımhan Hacı, Alibek ve daha sonra kendilerine katılan Yolbars Beg için Gasköl’de bulunan Hüseyin Teyci’den yardım almak hayati önemi hâiz bir durum hâline gelmiştir. Osman Batur’un göç hareketine başlamasıyla birlikte, Gasköl’de bulunan Hüseyin Teyci’nin yanına Osman Batur’da ayrılıp gruplar hâlinde gidenler olmuştur. Mesela Alibek Hâkim 1949 yılı kış mevsiminde Gasköl’e 60-70 aile olmak üzere tahminen 300-350 kişi ile gelmiştir. Onu takip eden Yolbars Hân da 20 kadar Beyaz Rus askerleriyle beraber Hüseyin Teyci’ye gelenler arasındadır. İhtiyaçları tedarik edilen Yolbars Beg, daha önce Hüseyin Teyci’nin yanında bulunan Salis Emreoğlu, Abdülkerim ve Adil Beglerin de iştirâkiyle Hindistan’a doğru yola devam etmişlerdi. Daha sonra Osman Batur’un yanlarına refakatçi vererek gönderdiği Amerikan Konsolosu da gelenler arasında olmuştur. 4 ay kadar Hüseyin Teyci’nin yanında kalan konsolos ve beraberindekiler ihtiyaçları tamamlanarak yola çıkarılmıştır. Bundan sonra Osman Batur’dan ayrılarak Hüseyin Teyci’nin bulunduğu yere Delilhan Canaltay, Hanımı iki kardeşi (Hamit, Mecit) ile Nurgocay ve oğlu Ahmet, Tacnor’a ulaşmıştır. Bundan sonra ise Sultan Şerif maiyetinde bulunan 30 aile yaklaşık 150 kişi ile Tacnor’a gelen gruplar arasındadır. Netice itibariyle 1950 yılının yaz aylarında Tacnor’da Hüseyin Teyci, Sultan Şerif Teyci, Delilhan Canaltay, Alibek Rahimbek ve Nurgocay Bahadır’ın bulunduğu Kazak grupları yer almaktaydı. Artık Osman Batur’un da kendilerine intikal etmesi ile yola çıkılacak ve hicret başarıyla bitirilecekti. İşte bu sıralarda Osman Batur ise Kayız’a gelmiş ve arkadan gelmekte olan kafileleri beklemekteydi. Gruplardan zaman zaman Osman Batur’a elçiler gönderilmekte ve bir an önce harekete geçip Gasköl’e ulaşması istenmiştir. Fakat çalışmamızın muhtelif yerlerinde de değindiğimiz üzere Osman Batur, her seferinde arkadan gelenleri bekleyeceğini, güçsüzleşen hayvanlarının kendilerine gelmesi için kış mevsimini Kayız’da geçirmeye karar verdiğini ifâde ederek gelen elçileri geri göndermiştir. Bununla beraber 1951 yılının Mart ayı itibariyle hazırlıkların yapılarak kedisine destek olunmasını da isteyen Osman Batur, göç hazırlıklarının bu süre zarfında tamamlanmasını da istemiştir. Fakat etrafındaki çember iyice daralan Osman Batur, Mart ayına erişemeden yakalanacak, çok geçmeden de şehit edilecektir. Hülasa olarak Gasköl’deki olayları ifâde ettiğimiz mevzularda teferruatlı ve sağlıklı bilgilere ulaşmak oldukça güç olmuştur. Zikredilen bu bilgilerin birçoğu elimizde olan ve henüz neşredilmemiş olan Hüseyin Teyci’nin hatıratında teferruatlı olarak yer almaktadır.   
[51] Hacı Yakup Anat, Hayatım ve Mücadelem, Yay. Haz. Soner Yalçın, Ankara 2003, s. 173.
[52] Göç konusu ayrı bir çalışma olabilecek niteliktedir. Ayrıca konumuzla doğrudan alakalı olmadığından burada uzun uzadıya çekilen sıkıntıları, kafilelerin durumları, yapılan yardımları, Hindistan ve Pakistan’daki göç kafilelerinin durumları, kafilelerden Buğra ve Alptekin’e yazılan mektuplar, bu iki liderin kendileri ve bilhassa Kazak göç kafileleri için yaptıkları faaliyetlere çalışmamızda değinmedik. Bununla birlikte kısaca şunu söylemek gerekirse göç kafilelerinin ilki uzun ve meşakkatli yolculuklar neticesinde Türkiye’ye gelmek üzere 20 Ekim 1952 tarihinde hareket etmiştir, bkz. Çandarlıoğlu, Özgürlük Yolu, s. 203.
[53] Moseley, a.g.e., s. 15; Muslem Unrest in China, s. 51-52; Fedyshyn, a.g.m., s. 129.
[54] Barnett, a.g.e., s. 274; Lias, Kazak Exodus, s. 58; Benson, a.g.m., s. 158; Gayretullah, Altaylar’da Kanlı Günler, s. 159; a. mlf., “Osman Batur ve Millî Mücadelesi”, s. 18, 37.


MAKALELER

ÇİN YÖNETİMİNİN "TERÖRIST" İDDİALARI
Yayın Tarihi: 16/09/2015 05:09
ÖKSÜZ VATAN.............
Yayın Tarihi: 01/08/2015 14:08
300 Uygur Türkü…
Yayın Tarihi: 01/08/2015 14:08

Bekleyiniz


2014 dtv Her hakkı saklıdır.