KÜRESEL DİPLOMASİDE LOBİ’NİN ÖNEMİ

Tarih : 30/04/2015 10:04

Erkin ALPTEKİN

Değerli Okuyucular,

Bugün dünyada 250 milyonun üzerinde Türk olduğu tahmin edilmektedir. Bu Türk boylarının bir kısmı bağımsızlıklarına kavuştu, bir kısmı ise halen yabancı boyunduruğu altında yaşamaktadır. Ama Türkiye başta olmak üzere, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve yabancı boyunduruğu altında yaşamakta olan Türk boyları, dış ülkelerde güçlü bir lobi oluşturamadıkları için dünya kamuoyuna yüzde yüz hakli oldukları davalarını anlatamıyorlar, benimsetemiyorlar ve gerekli desteği sağlayamıyorlar.

Türkiye'nin, uzun yıllardan beri dünyanın masrafını yaparak, dış ülkelerde oluşturmaya çalıştığı lobiler pek başarılı olamadı. Yıllar önce tanıştığım bir Amerikalı gazeteci, Ermenilerin bir tehcir olayını, sürekli olarak yaptıkları propagandalarla, dünya kamuoyuna bir "soykırım" olarak kabul ettirdiğini, ama bu zaman zarfında Türkiye’nin, Ermenilerin bu iddiasını çürütecek karşıt propaganda yapmak için güçlü bir lobi oluşturamadığını ifade etmişti.

Aradan 20 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen, bağımsızlıklarına kavuşan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri de hala aynı problemleri yaşamaktadır. Örneğin, Washingon’daki Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin temsilcileri, ABD Kongresinde yapacakları lobi konularında zaman zaman bu şehirdeki Uygur Amerikan Derneği'nden yardım talebinde bulunmaktadırlar.

Yabancı boyunduruğu altındaki Türk boyları ise problemlerini dünya kamuoyuna duyurma, benimsetme ve gerekli desteği sağlama konularında  hala son derece zorluklar çekmektedir. Mücadelelerini şiddet yollarına başvurmadan BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi çerçevesinde nasıl yürütüleceğini maalesef tam olarak bilmiyorlar. Uluslararası hukuk, anayasa ve kendilerine tanınan "özerklik"  haklarından yeter derecede bilgi sahibi olmadıkları için çoğu zaman yanılgıya düşürülüyorlar.

En basitinden, Rusya Federasyonunu oluşturan Türk ve Müslüman boylarının  "sovereignity" yani "mili egemenlik" sözünün uluslararası anlamı hakkında bilgileri yok. "Rusya Federasyonu" deniliyor.  Bu federasyon 21 cumhuriyetten  oluşuyor.  Rusya bu cumhuriyetlerden sadece birini oluşturuyor. O halde, Rusya’nın söz konusu federasyon içindeki sınırları nerede başlar ve nereden biter? Bu durumda, federasyonu oluşturan diğer üye cumhuriyetler, Rusya ile imzalanacak anlaşmaları nasıl belirleyecektir? Başkan Putin, diğer üye cumhuriyetlere hiç danışmadan Rusya Federasyonunu 7 idari bölgeye böldü. Maksat söz konusu cumhuriyetlerin siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik yetkilerini kısıtlamaktı. Yetkileri kısıtlanan cumhuriyetler bu durumu kime şikayet edecekler? Eskiden bu cumhuriyetler "cumhurbaşkanlarını" kendileri seçiyorlardı. Şimdi mahalli parlamentolar sadece Başkan Putin tarafından belirlenen isimleri seçmek zorundalar.  Bu anti-demokratik  tutuma nasıl mani olunacağı noktasında tam bir bilgi donanımına sahip değiller.

Türkiyemizi üçüncü bir devletin önünde zor durumda bırakmamak için rahmetli babamın tavsiyesine uyarak, 1971 yılından sonra Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna duyurabilmek, benimsetebilmek ve gerekli desteği sağlayabilmek maksadıyla lobi çalışmalarını dış ülkelere taşımıştık.

Bu çalışmalar sırasında, en az bir iki yabancı dil bilmeden, batılıları oluşturan milletlerin psikolojilerini iyi öğrenmeden, yerli halklardan çevre edinmeden, bu çevrelere davamızı anlatıp onlardan inisiyatif grupları oluşturmadan, uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla yakın ilişki kurmadan, söz konusu kuruluşların yönetim kadrolarına girmeden, sırtımızı okşayanı dost ve yan bakanı düşman bilme gibi hissi davranışlardan kendimizi arındırmadan, "dünyada dostluk yok, milli çıkar var" prensibini benimsemeden ve hissiyatımıza tercüman olamayan yabancı kurumlara dünyanın parasını ödemek suretiyle oluşturulacak lobilerle hiç bir yere varılamayacağını öğrenmek zorunda kaldık.

Bu yüzden 1985 yılında İsviçre’nin Zürih şehrinde "Doğu Türkistan, Tibet ve İç Moğolistan Halkları Birliğini", 1991 yılında Hollanda’nın başkenti La Hey’de kısaca UNPO olarak tanımlanan  "BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatını", yine 1991 yılında Almanya’nın Münih kentinde  "Avrupa Doğu Türkistan Birliğini", 1998 yılında ABD’nin başkenti Washington’da "Uygur Amerikan Birliğini",  2000 yılında İspanya’nın Barselona şehrinde Güney Afrika dilinde "Barış" anlamına gelen "UBUNTU"yu, 2004 yılında yine Almanya’nın Münih kentinde "Dünya Uygur Kurultayını" kurup, Doğu Türkistan davasını uluslararası platformlara taşımaya çalıştık.

Özellikle, kısaca UNPO olarak tanımlanan BM’de Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatına Sakalar, Tuvalar, Dağıstanlılar, Çuvaşlar, Gagavuzlar, Başkırtlar, Irak Türkmenleri, Kazan ve Kırım Tatarları, Çeçenler, Çerkezler, Abhazlar, İnguşlar ve Kosovalıların üye olmalarına önayak olduk. Halen 250 milyonluk bir kitleyi temsil eden 75 üyesi olan UNPO, yukarıda adı geçen Türk ve Müslüman boyların davalarını uluslararası platformlara taşımadan büyük destekler sağladı. Ama zamanla bir kısım Türk ve Müslüman üyeler siyasi baskı ve maddi imkansızlıklar nedeniyle UNPO’dan ayrılmak zorunda kaldılar. Ama halen UNPO üyesi olan Kırım Tatarları, Kırım'ın Rusya tarafından ilhak edilmesinden sonra UNPO’yu bir platform olarak kullanmak suretiyle problemlerini dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadır.

Dünyadaki gelişmeler sadece halen daha yabancı boyunduruğu altında yaşayan Türk boylarını değil, aynı zamanda Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini ve Türkiye'nin de milli çıkarlarını, güvenliğini ve bu cumhuriyetlerdeki istikrarı tehdit edebilecek boyutlara ulaşmış durumdadır.

Batı ülkelerinde  İslamofobi'nin yanı sıra Türk düşmanlığı da her geçen gün dozunu artırarak  devam etmektedir. Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinde yasayan etnik Rusların kamuoyu fikri oluşturabilmek için Batı ülkelerinde sürdürdükleri lobi faaliyetleri de bir hayli güçlenmiştir. Maalesef yabancı boyunduruğu  altında yaşayan Türk boylarının kendi kaderini tayin  edebilmek için sürdürdükleri barışçı mücadeleler “terörizm” olarak damgalanmaya çalışılmaktadır.

Orta Doğu'da hüküm süren kanlı çatışmalar Türkiye'nin sınırlarına gelip dayanmıştır. Çin yönetimi altındaki Doğu Türkistan'da hüküm sürmekte olan kanlı olaylar, tedrici olarak komşusu devletlerdeki istikrarı tehdit edebilecek boyutlara ulaşmıştır. Çinli bilim adamları bile, Doğu Türkistan'da patlak verecek toplu bir ayaklanmanın komşusu olan Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'a kolayca sirayet edebileceğini, Afganistan, Mali, Libya ve Suriye örneğinde olduğu gibi pek çok Müslüman'ın Doğu Türkistan halkının yardımına koşabileceğini ve böylece Orta Asya'nın ciddi bir istikrarsızlığa sürüklenebileceği konusunda Çin liderlerini birkaç kez uyarmıştır. Başkan Wlademir Putin ise, "re-Sovetization" yani "Rusya'yı tekrar Sovyetleştirme" olarak tanımlanan siyasetiyle, Başkan Yeltsin döneminde Rusya Federasyonu içindeki Türk ve Müslüman boylara tanınan bir kısım  siyasi, kültürel ve ekonomik hakları birer birer gasp etmiş; Kafkasya halkının kendi kaderini tayin hakkını kanlı bir şekilde bastırmış; Güney Osetya'yı silah gücüyle Gürcistan'dan koparmış,  Kırım Yarım Adasını Rusya’ya ilhak etmiş ve simdi de NATO üyesi olan komsu devletleri atomla tehdit etmektedir.

Başkan Putin, 18 Mart 2014 tarihinde yapmış olduğu  bir konuşmasında özetle şunları ifade etmiştir: "... Ruslar, dünyada en çok dağılan millettir. Bunların bir çatı altında birleştirilmesi gerekir. Rusya nerde Rus nüfusu varsa, onların hakkını mutlaka savunmaya devam edecektir..." Bu nedenle de Ukrayna'yı parçalamaya, Moldovya'daki Dinyestir Cumhuriyetini Rusya'ya ilhak etmeye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki etnik Rus nüfusunu mobilize etmeye, cesaretlendirmeye ve tahrik etmeye çalışmaktadır.

Başkan Putin, 16 Nisan 2015 tarihinde yaptığı bir televizyon mülakatında, Sovyetler Birliği'nin çöküşünü “yüzyılın en büyük jeo-politik felaketlerinden biri” olarak tanımlamıştır.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev sanki gelişmelerin bu boyutlara ulaşabileceğini görmüş gibi, daha 1990’lı yılların baslarında "Milletler İttifakı" yani Birliği siyasetini ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in Kazakistan'da yaşayan milletlerin birliğini, beraberliğini, kanun önündeki eşitliğini ve dayanışmasını güçlendirebilmek için ortaya koyduğu bu siyasetin önemi Güney Osetya, Kırım ve şimdi de Doğu Ukrayna’da kanlı olaylardan sonra daha da önem kazanmıştır. Bu nedenle, Kazakistan'da yaşayan etnik Rusların özellikle Kırım olaylarından sonra kamuoyu oluşturabilmek için Batı ülkelerindeki lobi faaliyetleri pek tesirli olamamıştır. Bu şartlar altında, etnik Rus nüfusu çok olan diğer cumhuriyetlerimizin de Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev örneğinde olduğu gibi bir "Milletler İttifakı" siyaseti benimsemeleri son derece faydalı olacaktır.

Bu nedenle, Türkiyemiz başta olmak üzere, diğer Türk Cumhuriyetlerinin ve halen yabancı boyunduruğu altında yaşamakta olan Türk boylarının her türlü fedakarlıklara katlanarak dünya kamuoyuna duyurma, benimsetme ve gerekli desteği sağlama konularında yardımcı olabilecek; demokrasi, insan hakları kendi kaderini tayin etme prensiplerine saygılı;  anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözüme kavuşturabilecek son derece tesirli bir lobi oluşturması, kısa, orta ve uzun vadede hayati öneme haizdir.

Nitekim, gecen Mayıs ayında  TASAM'ın davetlisi olarak katıldığımız Edirne’deki "Dünya Forumu"nun da "Türk Dünyası Lobicilik Faaliyetleri’nin eksikliği" noktasında düşünceler ön plana çıkmıştı. Edirne Deklarasyonunun 2. Maddesine de "Avrupa ve ABD’de lobiciliğin etkin  kullanımının doğurduğu pozitif sonuçlar değerlendirildiğinde bu girişimin  hem Türk Diasporaları  hem de Türk Devletleri için önemli olduğu" forum sırasında defalarca vurgulanmıştı.

Bu noktadan hareketle Doğu Türkistan Vakfı 16.6.2014 ve 27.9.2024 tarihlerinde Ankara Rixos  Otelinde 30  Sivil  Toplum Kuruluşu yetkilileri, Akademisyenler, Strateji ve Düşünce Kuruluşları Temsilcileri yanında bazı devlet kurumu yetkililerinin katılımıyla yapılan iki toplantıdan sonra:

-          Platformun isminin, platform tüzüğünün yürürlüğe gireceği zamana kadar "Türk Dünyası Platformu" olarak kabul edilmesine ve bir amblem çalışması yapılmasına,

-          Platform Daimi Sekretaryasına Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Eser Türkistanlı Saka’nın  getirilmesine,

-          Platformun kendi çalışma mekanı oluşturuluncaya kadar Ankara'daki Türk Boyları Konfederasyonu binasında devam ettirilmesine,

-          1 ve 2. toplantıya katılan STK teşkilat temsilcilerinin "Kurucular Meclisi“ni oluşturmasına,

-          Platformun tüzük, kuruluş, çalışma prensiplerinin belirlenmesi ve genişleme ile ilgili faaliyetleri yürütecek olan bir "İcra Heyeti"nin teşkil edilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.

Bu oluşuma Türkiyemiz başta olmak üzere, diğer Türk Cumhuriyetlerimizin ve  halen yabancı boyunduruğu altında yaşayan bütün Türk boylarının, küresel diplomaside önemli lobi faaliyetleri yürütebilecek söz konusu "Türk Dünyası Lobi Platformunun" hayata geçirebilmesi için her türlü katkıda bulunacağına inancım tamdır. Bununla birlikte Türkiye'deki STK'ların ve ilgili kurum ve kuruluşlarında bu oluşumu destekleyeceğini ümit ediyorum.

Güçlü bir lobi faaliyetinin eksikliği ve gerekliliği noktasında herkesin hemfikir olduğu bir konuda bugüne kadar ciddi birer çalışmanın yapılmamış olmasını eksiklik olarak gördüğümü bu vesile ile ifade etmek isterim. Yapılması gereken ivedilikle, milyonlarca dolar vererek, bizim meselelerimizde bizim gibi düşünmeyenlerle değil, birbirimizle ve bizi anlayanlarla yola çıkılması gayesiyle, dünya kamuoyu tarafından da kabul görmüş bir teşkilat kurulmasını gerekli gördüğümüz sizlerle paylaşmak isterim. Bahsi geçen konu ile ilgili mahalli veya birkaç devlet veya bölgede faaliyet gösteren, yarı profesyonel diyebileceğimiz STK'ların da bir araya gelerek, güç birliği oluşturması gerekmektedir. Hiçbir konunun bir-iki toplantı ile gerçekleşemeyebileceği gerçeğini de kabul ederek, zaman kaybetmeden, birlik olup, ciddi çalışma ve kurumsallaşmaların gerçekleştirileceğine inanmaktayım. Bu bağlamda Doğu Türkistan Vakfı öncülüğünde çalışmalarına ara vermeksizin devam eden "Türk Dünyası Platformu"nun kurumsal bir yapıya kavuşturulabileceğine ve uluslararası alanda da rüştünü ispat etmiş bir teşkilat haline gelebileceğime inandığımı belirterek sözlerime son verirken, katılımcı ve dinleyicileri saygı ve muhabbetle selamlarım. 


MAKALELER

OSMAN BATUR İSLAMOĞLU (1899-29 Nisan 1951)
Yayın Tarihi: 16/12/2014 13:12
''BİR DAİRENİN HİKAYESİ''
Yayın Tarihi: 16/12/2014 13:12

Bekleyiniz


2014 dtv Her hakkı saklıdır.